Haziran 30th, 2008

Karadenizi oldum olası severim ne hikmetse… İnternette bol bol fotoğraflarını seyrettiğim bu yer gerçektede rüya gibi hayal gibi bir yermiş. Haftasonu nu Ordu’da Abla (ları) m la geçirdim.
Sevmek diyoruz ya ağızdan çıkıveriyorum seviyorum kelimesi ben orada karşılaştığım sevgi selinden sonra bir daha öyle kolay kolay telaffuz etmem o kelimeyi!
Adeta rüya güzelliğinde geçen 2 günüm masal tadında son buldu… Ordunun o güzel dağları, taşları, ağaçları, suları ve daha nice Hak lütfu… Bir de o güzelliklerin içinde kalbi pırlantadan değerli insanlar la bir olunca o iki gün size iki saniye gibi gelir bir saniye de geçer gider… Okumaya devam… »
Haziran 21st, 2008

Geçip giden zaman görünmez ama hissettirir. Geri dönüp bakıldığında çoğu kez utanç verici olaylar hatra gelir. Utanmak edepden, hayadan, imandandır ama gel gelelim anlık hatalar nedeni ile bir çok kişinin bir ömrü ve Allah bilir Ahireti de harap olur. ” Sinema makinalarını yapanları yaratan Allah şüphesiz bizim hayatımızıda kaydedebilir ve O gün geldiğinde tüm hayatı tüm alemin huzurunda seyrettirir. Ey İnsan! Kendi resminden utanmak istemiyorsan seyredilecek bir hayat yaşa!” ¹ Okumaya devam… »
Haziran 20th, 2008
Safiye Nur’un hikâyesini önceki gün Mehmet Kamış’ın köşesinde okuduk. Safiye’nin yaşadıkları, ‘yeter artık’ noktasına geldiğimizi gösteren son damla olabilir: “Elif Hanım okulun kapısına gelince yıllardır yaptığı gibi kızını sırtına almak ve içeri götürmek için tekerlekli sandalyeye doğru eğildi.
Ancak iki görevli buna engel oldu. ‘Başörtünüz var. Bu yüzden içeri giremezsiniz. Kampüs sınırları dışına çıkmalısınız. Öğrencinin babası burada bekleyebilir.’ dediler. Safiye Nur’u başkaları sınıfa götürdü. Bu hareket Elif Hanım’a kızının rahatsızlığından çok daha ağır ve çok daha yıkıcı geldi. Safiye Nur belki ilk kez, her imtihan öncesi hissettiği annesinin o güven dolu elini hissedemedi.” Bu satırları yüreği burkulmadan okuyabilene insan demekte zorlanırım. Işığı biraz da olayın müsebbiplerinin yüzüne tutmak gerekiyor. Kapıdaki görevliler, ‘biz emir kuluyuz’ havasında incitmeden işlerini yapmaya çalışmış. Asıl emri verenlere birkaç sözümüz ve onlardan bekleyeceğimiz cevaplar olacak. İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak’a açık mektup yazmak istiyorum. Okumaya devam… »
Haziran 10th, 2008
Evet yokuştayız…
Farkında değiliz belki ama yokuştayız ey Türkiye! Farkında olmadan etrafımızda olan gelişimleri bile fark edemeden yaşayıp giden Türkiye yokuş çıkıyoruz artık uyan! Devletce, Milletce, Ferdce, Dince değişiyoruz biz “biz”i kaybediyoruz artık kendine gel. Yavaş yavaş siliniyor işte herşey gidiyor elden… Önce Osman lı sonra Müslümanlar ve şimdide Gençlik! Evet en önemli silah Genç lik elden gidiyor ey Türkiyem kendine gel…
Al artık eline kitabı OKU! Bil, öğren, konuş! Çık artık o kahvehane köşelerinden senin yerin orasımı? Senin yerin bir kadehin içinde kaybolmak değil senin yerin bir secdede bayılmaktır! Gel artık kendine! Gel ve bu dünyada 1 milyar Müslümandan biri de benim de! Bacının, Kardeşinin başörtüsüne el uzatan hain lere karşı bir şey yap kalk artık o rakı masalarından.. Senin yerin orası değil! Senin yerin Mücadelenin, Hakkın, Hukukun yeri! Artık anla! Sen Müslümansın! Okumaya devam… »
Haziran 7th, 2008

Mübarek Eyüp Sultan’ım da çok güzel yaşanmaya değer bir gün daha yaşadım. Hocamız Hekimoğlu İsmail’in Eyüp Sultan’a geldiğini duyar duymaz hemen tüm tanıdıklarıma haber vermeye başladım tabii veremediklerimde oldu haklarınızı helal edin… Hocamız Cumartesi 16:30 daki programına biraz geç kaldı velakin öyle bir pişmanlık duymuş tuki inanın şaşırdım! Bir gecikmeden ancak bu kadar pişman olabilirdi herhalde insan! Hemen Misali kondurdu sohbetine.. Okumaya devam… »