İmkanım Yoktu Deme

Nisan 3rd, 2008

İMAN EN BÜYÜK İMKANDIR
“İmkanım yoktu” deme. Kendine doğruyu söyle. “Üşendim” de…

“Tembellik ettim” de…
“Canım istemedi” de…
“Yapmak içimden gelmedi” de…
Hiç değilse “yattım” de…
Ne dersen de, ama “imkanım yoktu” deme. 

Unutma, iman en büyük imkandır. İmanı olanın imkanı tükenmez. Hatta kimi zaman “imkanım yoktu” demek “imanım yoktu” demeye bile gelebilir.

Birileri önüne çıkıp şöyle sorabilir: “Falancanın imkanı var, fakat yapmıyor; nesi eksiktir dersin?”

O zaman diyeceğin bir şey, vereceğin bir cevap yoktur. Okumaya devam… »

TUTUŞUR HER NEFESİM AH DEDİKÇE

Nisan 2nd, 2008

Ah… Tek hece…

Bütün lisanlarda aynı okunan mana…

Bir elif; ardından bir he…

Allah adının ilk ve son harfi…Elif ve he ile yanmış aşık…

Hani dervişin ah’ı zikirdir ya! Emr-ullah yerine Emr-ah deriz ya hani!…h=Allah olur o vakit. O’nun sırrını yürekte olan ah bilir ancak. O’nun evini bir ah doldurur ve İlah da bir ah içinde gizlidir. O’nun aşkıyla iki gözü iki çeşmedir he’nin, ve gözyaşları elif olur ağlarken için için. Okumaya devam… »

Esma’nın Kanatlarında…

Mart 31st, 2008

Ey Allah’ım, Sen, Seni bildiğin gibisin. Benim haddim bilmediğimi bilmektir.
Rahman Sensin; Seni beni sevmen benim kendimi sevmemden daha sevimlidir bana.
Rahîm Sensin ki, beni yokluğun ürpertisinden aldın, rahmetinin kucağında teselli ettin.
Melîk olmasan Sen, ben beni nerede bulurum?
Kuddûs olduğun için, şu toprak bedenin kara toprağa secdesiyle günahları aklarsın.
Selâm olan Sen, beni benim ettiklerimden sâlim eylemek dilersin.
Mü’min olmasan Sen, göz gördüğüne kanmaz, kulak duyduğuna inanmaz, kalp sevdiğine doymaz, ruh varlığına razı olmaz. Okumaya devam… »

Senin âşıkların gülmez dediler!

Mart 29th, 2008

Elâ gözlerini sevdiğim dilber
Göster cemalini görmeye geldim
Buselerin derde derman dediler
Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim
 
Senin âşıkların gülmez dediler
Ağlayıp yaşını silmez dediler
Seni saran yiğit ölmez dediler
Gerçek mi cananım sormaya geldim Okumaya devam… »

9. Mektup’tan bir bölüm

Mart 29th, 2008

9. Mektup’tan bir bölüm:

Görüyorum ki: Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki: Dünyayı bir misafirhane-i askerî telakki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telakki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızayı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına, daimî bir elmasın fiatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir. Evet dünyaya ait işler, kırılmağa mahkûm şişeler hükmündedir; bâkî umûr-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inadlı taleb ve hâkeza şedid hissiyatlar, umûr-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı, şiddetli bir surette fâni umûr-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere, bâkî elmas fiatlarını vermek demektir. Şu münasebetle bir nokta hatıra gelmiş, söyleyeceğim. Şöyle ki: Okumaya devam… »